17 Ekim 2017 Salı

Sen Kokmayan Şehirler

"Üzülme ve takılma çok." dedim kendime.
Sonra o müthiş şarkı çalarken kulağımda, burada buldum kendimi. 

Daha az önce araladın kapımızı. 
İçeriden o müthiş yemek kokuları. Bedenimi yorgunluğun binbir türlüsünden ayıran şefkatli  kolların.
Sıralanmış cümleleri dizdim dudaklarıma.
Sonunda sadece "Özledim." diyebildim. Özledim.
Hiç şiir yazamadım. Güzel bir çift söz ise sadece sana nasipti.
Işıkları sönünce bu şehrin, biz bize kalırdık. Sabahı göremedik hiç. Yahut bazı geceler hiç ısınamadık. 
Sonra başka kollarda buldum kendimi. Bir an bile düşünmeden ve gecelerce uyumadan.
Ah kendine bile sırt dönmüş bu adama, sen hep merhametliydin.
Farkın yoktu anamdan.

Sıcacık birkaç bardak çaya hasretim senin avuçlarında. 
Ölüyorum sevgilim ve hiçbir şiir şifa olmuyor artık bana.

Sesince  dinlediğim en güzel şiirdi vedan. 
Sessizdi.
Ansız.
Tenimden soyutlanışın
Soyunduğun geceler gibi karanlıktı, karanlık.

En son yazdığın satırlarda dirilip tekrardan öldüğümü gördüm.
Güzel severdin vesselam ve güzel öldürürdün.
Sahi ne güzel öldüm kollarında
Sabahına kalmadan.

Şehri boğan boynunun kokusunu da öldürdüm.
Artık sen kokmayan şehirlere dokunacak ellerim.
Sen kokmayan şiirler yazacağım becerebilirsem.
Ve becerebilirsem biraz da unutacağım seni bu gece.








15 Ekim 2017 Pazar

İstanbul

Sularına gömdüm düşlerimi
Sen
Koca şehir
Bir hiçsin boğazın olmasa
Senden alacağım hıncımı
Sen sebebisin ölü sevdaların
Nedenisin kahırlı anıların
Bırak gökyüzü dolsun denizine
Dolsun ki boş kalsın her yanın

Gemiler geçiyor
Yanaşmadan limana
Hani şu beklenen gemi muhabbeti gibisin İstanbul
Aldanıyorum havana suyuna

Boğazında kalayım bu gece
O kadını ver bana
Sonra sus
Gökyüzünden yıldızlar düşsün ben onun dudaklarına düştükçe
Her dalgan gökyüzüne vursun
Ben ona dokundukça

Şarap kokan adamları al koynuna
Nasıl bir şehirsin İstanbul
Her şaire yaptığın gibi
Ölüyorum da
Ağlamıyorsun bana

14 Ekim 2017 Cumartesi

Sana Geldim

Açılan kapı ardında yüzünü gördüm. Davetkâr bakışlarını sürdün sîneme. Buyur eden ellerini sıktım. Sıcacıktı. Yumuşacıktı, annemin göğsü gibi. Zaman yağarken üzerimize, sükûnet hakim. Özenle hazırladığın yemeği afiyetle indirdiğimiz midelerimizin keyfi yerinde. Sen her dakika beni yeniden var eden o gülüşünle boyuyorsun yüzümü. Bense cüretkâr yüzümü sergiliyorum sana.



Sana geldim kadın
Hep vardım
Zaten beceremeyeceğim ortadaydı şu berbat saklambacı
Şimdi anason kokan dudaklarında doğacağım
Sonra urgan urgan saç tellerine asacağım kendimi
Ben değildim belki o sevdiğin adam
Bunu da kabul edebilirim
Belki
Ve belki
Bu şiirin sana dokunmasını bile istemeyeceksin
Peki bu şairin?

Kadın
Bırak teninde öleyim
Bir adım atsam düşeceğim sana zaten
Korkuyorum
Çünkü sen
Uçurumdan da betersin



Tenin mahşer yeri
Yak
Küllerim saçlarına değsin




13 Ekim 2017 Cuma

Ah Kadın

Hayra yoruyorum bazen
Ah kadın
Senin dilinden çıkanları
Şarkılar dedim ya en son
Şarkılar  senin koynuna itiyor beni
Bense bir adım atıyorum geriye
Sen uçurumdan da betersin

7 Ekim 2017 Cumartesi

Flu

Bir kadın sesinde adım
Sesler net değil
Bana gülüyor bir kadın
Yüzler net değil
Bana dokunuyor elleri
Tenim nasır
Soyutlanmış kendinden bile
Çok yazık
Bestelediğim şiirleri dinliyorum ondan
O
Tüm şiirlerimi yargısız astı

5 Ekim 2017 Perşembe

Kolay Olmadı

Hiç duyamayacağın şiirlerde geçiyor bahsin
İç geçirip dudaklarımı mühürlüyorum
Sonra birden buz kesiyor ellerim
Dudağımın kenarında birikiyorsun

Suratıma çarpıyor yastığım
Hırpalıyor beni
Seni göz ardı etmek değil de
Senden silinmek kolay değilmiş


4 Ekim 2017 Çarşamba

Ne Edebi Ne Ebedi

Pek beceremesem de edebi kaygı güttüğüm bir şiir yazmayacağım. Bu kez günlüktür burası . Biraz da sohbet edeyim.

Çalan şarkıyı tekrara aldım. Sanki kulağıma fısıldıyor her şeyi. “Sen seçtin.” Daha neler!
Ben bilmiyorum değil mi?
Çayım bitmiş. Klişe çay cümleleri kurmayacağım burada. Klişe acılar içermiyor yazdıklarım. Evelallah eşi benzeri yok yaşadığımın. Dümdüz bir adamım. Böyle bildiğin dümdüz. Koşar adım seçtim her şeyi. Koşar adım sonuçları yetişti. Ah ne güzel şarkı bu! “Hem adalet istedim hem de ipi boynuma geçirdim.” diyor. Zaten bunca zaman hep dönüp okuyunca kendimi anlamak için yazdım. Bu yazı da öyle bir şey. Okursan ne âlâ. Anlar mısın bilmiyorum. Her neyse.
Acılarımı süsleyen şiirlerde buluşmak üzere.

Bıktım

Afilli sözler heybemde dursun
Bıktım.
Artık saatleri bölmek istemiyorum hüzne
Dün gece aklımın kapıları açıktı
Çıktım
Kör bir kilit vurdum sonra 
Gelmesin diye kimse
Ve bir kadın sırf  ben gülmeyeyim diye 

Tüm ihtimalleri yaktı

2 Ekim 2017 Pazartesi

Keşke

Savrulmaktı dileğim 
Kabul oldu 
Solmak istedim 
Kurudum 
Ne büyük çabalar heba ettim yüreğinin beyaza bürünmesi için 
Yazık 
Yılların bana tekerrürünü sevdirdiği kadın 
Ne kayboldum ardında ama 
Gölgene denk geldim hep 
Sana bakan 
Seni gördü 
Ben yoktum hiç 
Hiç 
Öyle yok oldum ki 
Aynaya bakınca bile seni gördüm 
Hala ara sıra gözlerimin önündesin 
Ah diyorum şimdi 
Keşke seni sadece sevseydim

29 Eylül 2017 Cuma

Belki

Titriyorum avuçlarında
Bir sıkımlık canım var
Bir şarkılık hatrım
Birkaç cümlelik anım

Yığılıyorum omuzlarına
Ne halim var ne canım
Düştüm
Yine kendim kalktım

Gecenin ahenginde boğdum göz kapaklarımı
Süslü laflar ettim kendimi avutmak için
Geçerdi ve izi kalmazdı yaraların
Her gece anmasaydım

Tutsak olurum bir gün yasa
Bir gün ah ederim
Bir hafta ederdi en fazla
Toplasam uyuduğum saatleri

Temeli sağlam atılmamış bir bina gibi
Sallandıkça ürperdi dizlerim
Her adımda tekrar hatırladım
Düşsen yine ben tutardım ellerini

Soyut kavramların ete kemiğe büründüğü rüyalarımdan kopardım seni
Öyle güzelsin
Eskiyen birkaç şiirden sonra
Belki yanı başımda uyutursun beni

Tüm ihtimalleri diz çöktüren kelimeden merhabalar.
“Belki.”

25 Eylül 2017 Pazartesi

Ölü Masal

Kömür karası yaralarımı da aldım yanıma
Sırt çantama tüm “belki”leri doldurdum
Hani derler ya alabildiğine gidiyorum diye
Ben alabildiğine unutuyorum
Ne sana küs bir yanım
Ne benle barışık
Ben o sonuna tebessüm koyamadığımız masalın ölü kahramanıyım artık


18 Ağustos 2017 Cuma

Nihai

Bugün de doğduysa Güneş 
Ölmemeliyim 
En az umutlarım kadar diri 
En az senin kadar iyiyim 
 Bugün de gökyüzünü aydınlattıysa ay 
Kaybolmamalıyım 
En az şiirlerim kadar varım 
En az dün kadar yarınım 
Bugün de sana vardıysa ayaklarım 
Yorulmamalıyım 
En az dizlerim kadar yorgun
En az yarınlar kadar umutluyum 
Bugün de kurumadıysa denizler 
Çöl olmamalıyım 
En az bu kış yağdı kar 
En az bu bahar açtı goncalar 

Bugün de ölmediysem 
Umudum bakidir 
Aşım kafi 
Ben bugün de solmadıysam menekşeler gibi 
Toprağım boldur 
Toprağım bereketli 
Bugün de şenlik değilse
Senden yoksundur evim 
Bahar kokulum, aşım , memleketim
Bugün de bir kurşuna denk gelmediysem 
Şanslı biriyim
Bugün de kızıla çaldıysam güneşten
Hala canlı biriyim 
Bugün de kanım sıcaksa 
Ve hala kalbim yerinde
Karnım toksa 
Ben bugün de şanslı biriyim 






13 Ağustos 2017 Pazar

Vurgun

Bir vurgun var yüreğimde 
Bir huzursuzluk 
Tatmin olmuyorum yazılanlardan 
Es geçmek gerekiyormuş 
Ve vazgeçmek yârdan 
Açık yaralarıma dudaklarını bastım 
Bakışlarını kattım gecelerime 
Sonra her birini çaldım kendimden
Uzaklaştım 
Yalnızlık mesken tuttu yüreğimi 
Şiirler yakama yapıştı 
Gecelerce uyumadım 
Kimse bilmedi nedenini 
Şarkılara sığındım 
O büyük şairleri anlıyorum yavaş yavaş 
Erken yaşta 
En güzel şiirlerini de almışlar yanlarına 
Yazılmamışlarla gömülmüşler toprağa 

Bir tek sen varsın dedim kendime 
Bir tabak daha koydum kendime 
Ben ne ettiysem kendime
Ama gidemiyorum da kendimden




8 Ağustos 2017 Salı

İyi Hissettiğim Anlar

Önce çayı alıp dudağımın kenarına
Gökyüzüne dikerim öksüz bakışlarımı
Sessizdir gökyüzü
Bir sürü sır saklar
Gamlıdır gökyüzü
Deniz ne ise
Gökyüzü de odur
Sırdaştır
Dosttur
Ay vardır
Denizdeki hiçbir şeye benzemez
İzlerim
İçimi huzur kaplar
Ben gökyüzüne bakarım iyi olmak isteyince
Bir de müzik açık olur mutlaka
Bu bir keyif değil
Öyle olsaydı daha farklı olurdum
Şiir yazıyor olmazdım
Ama bu gece
En güzel tarafını seçtim insanlığımın
Duygularımı özgür bıraktım
En az gökyüzü kadar keder dolu yüreğimi
Avuçlarımın arasına alıp yüzüme sürdüm
Üzgünüm
Bana iyi gelen şeyleri
Bir başkasından bekledim
Ben çok üzdüm kendimi
Bunun yok bir özrü

Yıldızlar ne de çok
Ama sohbet etmiyorlar birbirleriyle
Çünkü kapkaranlıktır gökyüzü
Dedim ya
Bir ay vardır
Aydınlatır
Ama yıldızlara yetmez
Yetemez işte
Ben de yetemedim insanlara
Kendime de öyle
O halde göğe bakalım
Bu şiir tekil ama
Ben göğe bakayım
Siz insanların yüzlerine
Huzur bulduğunuz her neyse ona bakın
Ben her gece olduğu gibi
Göğe bakayım
Gökyüzüne

Ay uzanırken dizimde
Saçlarını okşuyorum



4 Ağustos 2017 Cuma

Yerimde Sayıyorum, Bu Benim Seçimim

Sığ suları mesken edindim
Başka bir savunmam yok
Ama inanın ben öyle bir adam değilim
Ne bildiğiniz 
Ne de tahmin ettiğiniz gibi
Ben hâlâ kendimden bile gizliyim
Başka bir cezam yok
Heyecanım baki
Hâlâ heyecanla okuyorum şiirlerimi
Ölmedim 
Henüz değil yani
Daha şiirlerimin ekmeğini yiyeceğim 
Daha çok şiir yazabilmek için 
Ben daha nice geceye teslim edeceğim kendimi 

Kaskatı yürekleriniz ne de çok sevdi beni 
Yaşça büyüktünüz 
Yaşanmışlığım ağır geldi 
Ben kimsenin taşıyamayacağı bir vebalim 
Bunu kabul ettim 
Ve yine aynı noktadayım 
Hep aynı noktada kalmayı seçtiğim için 
Güçlüyüm 
Öyle dediniz 
O gücü köreltmeyeceğim 
Bir gün şair olacağım 
Belki de bir şiir
Ama ben hep aynı yerde sayan o adam olacağım 
Çünkü ben olmak 
Kanımda dolaşan zehir 
Ama sen 
Ben olma 
Git sigara dumanına boğulmuş bir adamın dudaklarına 
Yüreği sevgilerden aşınmış bir kadının koynuna
Git 
Yeter ki benden uzaklaş 
Acılar sarmaşık misali ömrüme dolandığında 
Yoktunuz
Ellerim soğuk demirleri tuttu
Güçten yoksundum 
Belki karşılaşırız bir başka hayatta
Çünkü yoruldum 
İtiraf ediyorum kendime 
Çünkü elimde kalmadı benden başka 
Onu da kaybedemem 
İçim alev aldı vicdanımdan
Hiç bitmesin istediğim bu şiirde bile 
Ben dikildim karşıma



Hakkımda